Clubhouse | Sosyal medya göçü

. Ezgi Polat

“Ana dilimin konuşulmadığı, sokaklarını avucumun içi gibi bilmediğim yabancı bir ülkede olmaya, tam da bu özgürlüğü hissetmeye ihtiyacım var.”

Gündelik yaşamımızdan çok bunaldığımızı, aidiyet geliştirdiğimiz her şeyden bıktığımızı fark ettiğimiz dönemlerde hepimizin diline düşen bir talep bu. Son günlerde birçok insanı uykusuz bırakan yeni bağımlılığımız Clubhouse uygulamasını düşünürken tam olarak böyle hissettiğimi fark ettim. Evet, aynı dili konuşuyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz ve bu tanımama hali, sadece seslerimizle varlığımızı sürdürdüğümüz bu ortamda bizlere büyük bir özgürlük sunuyor sanki. Devasa bir binanın kapısında duruyorum ve her katta bir anda içine dalabileceğim sohbetler ediliyor. Pandemisiz günlerde, bazı geceler dostlarımla eğlenmeye çıktığımda bir anda kimseye bir şey demeden oradan yok olurdum ve bu durumu kimse yadırgamazdı. Bunu uzun zamandır yapamadığımı fark ettim. Ama Clubhouse böyle bir yer. Sohbet ettiğiniz odadan sessizce ayrılıp bir başkasına geçtiğinizde, sanki içeridekiler sizi çok iyi tanıyan dostlarınızmış gibi bu durumu hiç yadırgamadan sohbetlerine devam edebiliyorlar.

Uygulamaya girdiğim gün bir arkadaşım bana ‘Erotik Kitap Kulübü’ adlı bir oda kurmayı teklif edince, “Neden olmasın” dedim. Burası dilediğimiz her şeyi konuşabilmemiz için bir fırsattı sanki. Ne Instagram’da geliştirdiğimiz muazzam bir yaşamım ve ‘şahane bir vücudum var personası’, ne de Twitter duyarlılığıyla hareket etmek durumundaydık. Yazar, mühendis, arkadaş, aile bireyi Ezgi’nin sırtlandığı gereksinimler ve tedirginliklerden uzaktım. İstersek saçmalardık da. Ki öyle de yaptık. Belki de uzun zamandır o odadaki birçok insan için yaşanan en keyifli ve samimi gece oldu.

Buranın günlük yaşamımıza sirayet eden bir takım şeylerin rahatça dile getirebildiği bir ortam olması bizi cezbeden en önemli şey bence. İnsanlar birbirleriyle belki en yakınlarına bile anlatmak istemeyecekleri şeyleri konuşmaya hazırlar. Peki bu rahatlık ve samimiyet sürecek mi? Kısmen sürebileceğini söyleyebiliriz. Uygulamanın dinamikleri düşünüldüğünde yine bu samimiyeti yakaladığımız yeni dostlarımızla aynı masalara oturma şansımız var ancak bizi yukarıda sınıflandırdığım kalıplara sokmaya hazır kitle de yolda, yavaş yavaş geliyorlar. Bu işin son bacağı da aile terörü olacak muhtemelen. Geçenlerde edebiyat dünyasından bir arkadaşımın sosyal medya hesabındaki isyanına tanık oldum. Clubhouse’da boş muhabbetler ediliyormuş. Acilen bunlar temizlenmeli ve yararlı içerikler üzerine konuşulmalıymış. Ne münasebet, diye düşündüm. Arkadaşımın bunu kötü niyetle söylemediğini elbette biliyorum ancak hepimizin yeri geldiğinde tüm sıfatlarından sıyrılarak saçmalamaya da ihtiyacı yok mu? Zaten bahsi edilen içerikler başka platformlarda bol bol var. Bana kalırsa bugünlerde eksiğimiz dostça sohbet edebildiğimiz, arada yan masaya dahil olabildiğimiz, istediğimizde birleşip istediğimizde ayrılabildiğimiz ve yargılanmadığımız bir yerin varlığı. Sınırlı mekan ve sınırlı insanla yaşamımızı sürdürmeye çalıştığımız bugünlerde Clubhouse bize bu sınırları yıkıp yeni bir dünyanın kapılarını açtı sanki.

Her şeyi bir şeye benzetme çabası, bünyemizde var olan bütün duyguları ve düşünceleri bir kalıba sığdırma arzusu bizi ve ilişkilerimizi bir yerden sonra tüketiyor. Umarım Clubhouse, bir gün yanlarında olamadığımız üniversiteli gençlerle slogan atarken, bir gün dostlarımızla birlikte delirip saçmalayabildiğimiz, bir başka gün hiç tanımadığımız insanlarla bile varoluşumuzun bir parçası olan seks ve erotizm gibi kavramları rahatça konuşabildiğimiz, bir gün birbirimize faydalı olacağını düşündüğümüz konular üzerinden fikirlerimizi paylaşabildiğimiz bir ortam olmaya devam eder.

Leave a Comment